ŞU BLOGCULARA HAYRANIM DOĞRUSU.....

               Evet arkadaşlar, kaç gündür sizlere yazı yazlıyorum. Hep aklımda. Birde bugün sizelere bir grup topluluğundan bahsedeceğim. Bu siteyi açtığımdan beri hep eleştiri, hep eleştiri. Tamam ben eleştiriye açık bir insanım ama bir insan(özellikle ben bir kızım kızlara ve bayanlara saygı gerekir) bu kadar eleştiriye dayanamaz. Öncelelikle bana yazılan yorumlara saygı duyuyorum. Ve sizlere teşekkür ediyorum. Siteme girip, bana yorum yazma zahmetinde bulunduğunuz için. Şimdi  sizlere bana yazılan bu iki yorum hakkında düşüncelerimi anlatmak istiyorum.

                Blogculardan vinmor adlı bir kullanıcı arkadaşımız bana bir yorum yazmış. Burdan öncelikle kendisinden özür diliyorum. Evet sitesinde biraz ağır konuştum. Ancak ben o kadar ağır eleştiriye açık olan bir insan değilim. Başta ben 4. sınıf bir ilkokul öğrecisiyim. Ve ben 5yaşında sana alanda(internette)gezinmeye başladım. Ve daha site açmaya yeni başlamış bir insanım. Bana iyi örnek olmak, benim iyi yetişmemi sağlamak siz büyüklerin bir manada görevidir. Birde şunu eklemek isterimki vinmor adlı kullanıcımızın sitesinde şu nedenle biraz ağır konuştum'Ben ileride avukat olmak isteyen bir insanım. Ve benim dilim çok sivridir. Bir laf sokuştururum kimse cevap veremez. Yani anlayacağınız hazır cevaplı bir insanım.' Kendisinden tekrar özür diliyorum. Bunuda açıkca söylemekteyim.

              Gelelim ikinci yoruma. Bu ikinci yorum o kadar güzel, o kadar kibarki.: feminist  adlı blogcu kullanıcımız, bana nazik bir şekilde eleştirisini yazmış, ve selamlarını göndermiştir. Kendisine sitesine yazdığım gibi tekrar TEŞEKKÜR EDERİM. Ayrıca çok güzel bir sitesin var. Kadın haklarını korumak ve bunu söz konusu etmek bence vatandaşlık görevlerinden biridir. Onu tekrar kutuluyorum. Ve son sözde; bu yazıyı ben insan ayırımı yaptığım için değil, sadece duygularımı dile getirmek için yazdım. Bu yazıya herhangi bir cevap vermek isterseniz yorumlarınızı bekiliyorum. HOŞCAKALIN.....

DEPREM OLSA NE YAPARIZ?

Depremlerin büyüklüklerine göre yer yüzeyinde verdiği hasar çok yüksek oranda can ve mal kaybına yol açmakta, sosyal hayatı ve ülkenin ekonomik durumunu felç etmektedir.

 

Depremlerin olacağını önceden tespit eden cihazlar veya yöntemler henüz bulunamamıştır. Bu nedenle, depremle iç içe yaşayan ülkeler depremin yaratacağı olumsuz etkilere karşı hazırlıklı olmak zorundadırlar.

Ülkemiz topraklarının % 92’sinin deprem riski taşıdığı, nüfusumuzun da %95’inin bu bölgeler üzerinde yaşadığı, büyük sanayi merkezlerinin %98’inin ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgelerinde bulunduğu bilinmektedir.
Bu da bize, ülkemizde bu konu ile ilgili hazırlık çalışmalarının sürekli ve etkili yapılması gerektiğini ifade etmektedir.
Depremin yaratacağı hasarları en aza indirmek amacıyla;

             * Deprem Öncesinde,

* Deprem Sırasında ve

* Deprem Sonrasında aşağıdaki önlemleri almalıyız.

DEPREM ÖNCESİ ALINACAK ÖNLEMLER

 

Yerleşim bölgeleri titizlikle belirlenmelidir.

 Yerel zeminlerin deprem etkisi altındaki davranışları; zeminin türü, kalınlığı ve yer altı su seviyesine göre değişmektedir. Hasarlarda temel zeminin ve yapının davranışları büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle;

İmara yeni açılacak sahaların zemin etüdü mutlaka yapılmalıdır. Yapılaşmaya uygun olan yerler tespit edilmelidir.

Deprem bölgelerinde konut ve sanayi tesisleri yapılacak en sağlam yer, üzerinde kalın toprak olmayan düzgün veya az meyilli, yatay tabakalanmış çeşitli sertlikteki kaya topraklarının üzerleridir..

*Gevşek zeminli, kaygan ve ovalık bölgeler iskana açılmamalı ve buralarda bina yapılmamalıdır.

*Binalar, gevşek toprakla örtülü çok meyilli yerlere yapılmamalıdır. Çünkü buralarda toprak kayması olabilir. Bina yapılacak meyilli yerler, yağışların çok ve suların bol olduğu zamanlarda incelenmelidir. Toprakta kabarma varsa, bina yapılmamalıdır.

*Bina inşa edilecek yerin yukarısında yarılmış, parçalanmış ve kökü olmayan kayalar varsa, buralara bina yapılmamalıdır. Çünkü kökü olmayan kaya parçaları yukarılardan düşmüştür ve bu kayalar bir deprem sırasında ve sonrasında binaların üzerine düşebilir

* Dik yarların yakınına, dik boğaz ve vadilerin içine bina yapılmamalıdır.

* Çok kar yağan ve çığ gelen yamaçlarda bina yapılmamalıdır.

*Yamaçlardan inen kuru dere yataklarının içine veya ağzına bina yapılmamalıdır.

*Yamaçlardan sızan suların toplandığı çukur, çayır ve bataklık yerlere bina yapılmamalıdır.

*Yaşanılan yer deprem bölgesi ise; hemen birkaç metre altında su bulanan yumuşak toprak, kil, kum üzerine bina yapılmamalıdır. Zorunlu hallerde gerekli saha ve laboratuvar deneylerine dayanan  zemin araştırması yapılmalıdır. Gerekli görülüyorsa zemin ıslahı yapılmalı, zemine uygun temel tipleri seçilmeli ve yapılacak binanın temeli derin olmalıdır. (Temel derinliğinin bina boyunun 1/6’sında olma şartı aranmalıdır.)

*Deprem olan yerlerin, önceden belirlenen fay hatları üzerinde olduğu gerçeği unutulmamalı, büyük acıların tekrar tekrar yaşanmaması için; imara açılacak sahaların, sağlam zeminli ve fay hattından en az 5 km mesafede olmasına dikkat edilmelidir.

*İmara açılmış sahalarda da binaların inşa edileceği zeminin yerleşime elverişli olup olmadığı araştırılmalıdır.Zemin incelesi yaptırılmalıdır.

 

 

Yapının genel ve deprem güvenliğine dikkat edilmelidir.

*Tüm yapılar “Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik” (Deprem Yönetmeliği) ve “Depreme Dayanıklı Yapı Tekniğine” ile yetkililerin verdiği yönergelere uygun olarak, deprem etkilerine karşı dayanıklı yapılmalıdır.

*Binalar, zemin özelliklerine uygun yapı tasarımları ve deprem tehlikelerini de dikkate alan yapı  teknikleri ile kaliteli malzeme (TSE belgeli olmasına dikkate edilmeli) ve işçilikle, uzman denetim elemanlarının gözetiminde yapılmalıdır.

*Binalar bütünüyle konut veya işyeri olarak projelendirilmelidir. Evler sadece imar planında konuta ayrılmış yerlere inşa edilmelidir.

*Konutlarda mümkün olduğunca tek kat veya en fazla iki veya üç kat tercih edilmelidir.

*Yapıların temellerinde kot farkı olmamalı, gevşek yüzey toprağına oturtulmamalı, kaya ya da sıkı toprağın üzerine kadar inilmeli ve mutlaka sağlam zemine oturmasına dikkat edilmelidir. Uygun olmayan zeminlerde zemin ıslahı yapılmadan temel inşasına başlanmamalıdır. Bütün deprem bölgelerinde temel derinliği, zemin özelliklerine, donma derinliği, yeraltı su seviyesi gibi faktörler dikkate alınarak saptanmalıdır. Temel derinliği, toprağın donma derinliğinin ve yer altı su seviyesinin altına kadar inmelidir.

*Beton ve demir kontrollerinin mutlaka bir inşaat mühendisi tarafından yapılması sağlanmalıdır.

*İnşaatlarda fenni mesuliyet alan mühendislerce yapılan projeler, “İnşaat Mühendisleri Odası”nca vize edilmeli  ve  belirli inşaat aşamalarında kontrolleri yapılmalı, uygun yapılar iskana açılmalıdır.

*Bacalar, deprem sırasında yıkılmayacak ve çatıya zarar vermeyecek biçimde betonarme veya çelikten yapılmalıdır.

*Çatılar, deprem ve fırtına olasılığı göz ününde bulundurularak mutlaka döşemeye bağlanmalıdır. Çatılara zorunluluk yoksa devrilebilecek üniteler (su deposu, klima soğutucu üniteleri, antenler, tesisat, tesisat deposu vb.) konulmamalıdır.

*Çatı kaplamalarında mümkünse, dökülebilecek çatı örtüsü yerine, levha kaplamalar tercih edilmelidir.

* Daire, ev ya da bina satın almadan önce projesinin ve ruhsatının olup olmadığı, “Deprem Yönetmeliği” ne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, binanın taşıyıcı sistemine (kolon, kiriş, taşıyıcı duvar, temel vb.) özen gösterilip gösterilmediği ve depreme dayanıklı olup olmadığı araştırılmalıdır. “Yapı Kalite Belgesi” ile “Deprem Sigortası” olmayan yapılar satın alınmamalıdır.

*Oturulan yapıların güvenliğinden emin olmak için ya da olası bir depreme ne denli bir direnç gösterebileceğini öğrenmek için ikamet edilen şehirlerdeki “Türk Mühendis ve Mimar Odaları”na ve Belediye Başkanlıklarına ya da Mühendislik Fakültesi bulunan Üniversitelere müracaat edilerek bilgi ve yardım alınmalıdır. Özellikle binaların ana yapısal elemanları yetersizse, yetkili uzman kişiler tarafından güçlendirme projeleri ile takviye edilmelidir.

*Ev ve binalara izinsiz kat inşa edilmemelidir. Bu ilave kat bir deprem sırasında binanın tamamen yıkılmasına sebep olabilir.

*Balkonlar çıkma yapılmamalı, gömme denilen sistemde yapılmalıdır.

*Kolon ve kiriş arasında yer alan ara duvarlar tamamen veya kısmen de olsa ortadan kaldırılmamalıdır. Özellikle iş yerlerinin ve mağazaların bulunduğu giriş katlarında bu hususa dikkat edilmelidir.

*Yerlerdeki ve duvarlardaki çatlaklar ile yapısal bozuklukların işaretleri görülürse, bir uzman görüşü alınarak değerlendirilmelidir.

*Yağmur nedeni ile çatıdan akan suların, çürüme ve paslanmaya neden olmaması için binanın temelinden uzaklaştırılması ve su kanallarına akıtılması sağlanmalıdır.

*Büyük binalarda bulunması gereken geniş hacimli su depoları, deprem sırasında binanın salınımını olumsuz yönde etkilememesi için bina dışına yapılmalıdır.   

*Hatalı elektrik tesisatı ve gaz bağlantıları onarılmalıdır.

*Elektrikler kesildiğinde otomatik olarak devreye giren jeneratörler, olası gaz kaçakları nedeniyle yangın ve patlamalara yol açmaktadır. O nedenle jeneratörlerde deprem sarsıntıları sırasında devreyi kesen sistem bulundurulmalıdır.

*Gaz kaçağı ve yangına karşı gaz vanaları ve elektrik sigortaları otomatik hale getirilmelidir.

            *Ev ve iş yerlerine, mümkünse yangın ve gaz algılama sistemleri taktırılmalıdır.

*     Binayı acilen terk etmek için kullanılabilecek yollar işaretlenmeli, çıkış yolları üzerine gereksiz eşya ve malzeme konulmamalıdır.

*Okullarda, yurtlarda ve çok kişinin çalıştığı ve bulunduğu yerlerde, olağanüstü durumlarda insanların çıkışını çabuklaştırmak için kapılar dışarı doğru açılacak şekilde yapılmalıdır. 

*Bilhassa okullar ve yurtlar ile çok kişinin çalıştığı iş yerlerinde, deprem sarsıntısı sırasında binalardan atlamaları önlemek için üst katlardaki pencereler açılmayacak şekilde kapatılmalı, havalandırma sadece üstteki camlardan sağlanmalıdır. 

*Ev ve işyerlerinin büyüklük ve özelliğine göre önceden belirlenen sayı ve özellikteki yangın söndürme cihazları bulundurulmalı, kullanılması öğrenilmeli ve periyodik bakımları da      yapılmalıdır.

*Okullar, yurtlar ve işyerleri tefriş edilirken, kolay yanıcı maddelerden kaçınılmalı, mevcut malzemeler içinde yangına karşı gerekli önlemler alınmalıdır.

*Asansörlerin kapı yanlarına “Deprem sırasında kullanılmaz” levhası asılmalıdır.

*Deprem öncesinde tüm yollar açık tutulmalıdır. Büyük şehirlerde yol kenarlarına park etme tamamen yasaklanmalı, semtlerde depreme dayanıklı otoparklar inşa edilmelidir.

 

Tüm bireylere, “Deprem, Alınacak Önlemler ve İlk Yardım” konularında gerekli olan bilgiler verilmeli, beceriler kazandırılmalıdır.

 

Deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında neler yapılması, nasıl davranılması gerektiği son derece büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle aile büyüklerine, öğretmenlere, yöneticilere, toplumda rehberlik yapacak olanlara, kısacası vatandaş olarak hepimize büyük sorumluluk düşmektedir.

Sorumluluk taşıyan her birey; aile bireylerine, maiyetindekilere ve toplumun her kesimine:

*Deprem gerçeği ile iç içe yaşanacağını, “Depremle Yaşamayı Öğrenmek” zorunda olduklarını uygun bir dille anlatmalıdır. Gerekli önlemleri almaları ve olaylar karşısında bilinçli ve soğukkanlı davranmaları halinde olumsuzlukları en az zararla atlatacaklarını vurgulamalıdır.

*Bulunulan ortamda deprem olması halinde: nerelere, ne şekilde sığınacaklarını, ne şekilde hareket edeceklerini, nereye, ne şekilde tutunacaklarını anlatmalıdır. Evde, okulda ve işyerlerinde değişik büyüklükteki depremlere karşı senaryolar hazırlanmalı,  zaman zaman tatbikatlar yapılmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.

*“Ev, Okul ve İşyerini Boşaltma Planı” hakkında bilgi verilmeli, plan yapılması sağlanmalı ve bunun tatbikatı yapılmalıdır.

*Çocukların devam ettikleri okulda “Deprem Güvenlik Planı” var mı? Okul yöneticileri deprem sonrasında okul binalarının tahliyesini ve kurtarma işlerini planlamış mı? Bu konu ile ilgili tatbikatlar yapılıyor mu? Yangın, gaz kaçakları, su ve kanalizasyon borusu patlamalarına karşı tedbirler alınmış mı? Bu konular okul yöneticilerine sorulmalı, gerekiyorsa idarecilerle iş birliği yapılmalı “ Deprem Güvenlik Planı” oluşturulmalıdır.

*Yatakların; sabitlenmemiş devrilebilecek elbise dolabı, raf vb. eşyalar ile pencerelerden uzakta yerleştirilmesi, gece yatarken oda kapılarının açık bırakılması, kapı arkasına yatak, yorgan, halı vb. malzemelerin konulmaması, cam kırılmalarının vereceği hasardan korunmak için perdelerin kapalı tutulması gerektiği anlatılmalıdır. 

*Acil durum yetkililerine (Sivil Savunma, İtfaiye, Kurtarma Ekipleri, Asker, Polis.. ) güvenmeleri gerektiğini anlatmalı, çocuklara bu kuruluşların önemini, telefon numaralarını ve telefonla nasıl arayacaklarını öğretmelidir.

*İlk yardım kurslarına katılmalarını sağlamalıdır.

*Ev, okul ve işyerlerindeki elektrik, gaz, su şebekelerini kapatabilmeleri için ana şalter ve vanaların yerlerini ve  nasıl kapatılacağını öğretmelidir.

*Yangın söndürme cihazlarının nasıl kullanılacağı öğretilmeli, evlerde de bu cihazların bulundurulması sağlanmalıdır.

*Hiçbir yerden yardım alınmaksızın 72 saat (Üç gün) veya daha uzun bir süre boyunca, evlerde, yurtlarda, işyerlerinde ve arabalarda hayatta kalma mücadelesini vermeye hazırlıklı olmaları sağlanmalıdır.

*Deprem sırasında denizde meydana gelebilecek dalgaların, özellikle deniz kenarında yaşayanlar için tehlike yaratabileceği bilgisi verilmeli, vatandaşlar bilinçlendirilmelidir. 

*Basın, radyo ve televizyonlarda “Deprem, Alınacak Önlemler, İlk Yardım” konularında düzenli eğitim programları hazırlanarak halk eğitilmelidir.  Bireylerin bu programları izlemeleri teşvik edilmelidir. Ayrıca depremle ilgili broşürler hazırlanarak dağıtılmalı ve halk bilinçlendirilmelidir.

*Yerleşim birimlerine en yakın hastane, eczane, itfaiye, polis noktası, ambulans yükleme noktaları aile bireyleri tarafından önceden öğrenilmelidir.

*Aktif bir sivil savunma teşkilatı oluşturabilmek için görevlilere baş vurulmalıdır. Bu amaçla kurulmuş gönüllü kuruluşlar teşvik edilmelidir.

*Ailede bulunan yaşlı, hasta ve özürlü kişilere nasıl yardım edileceği planlanmalıdır.

*Resmi ve özel büyük kuruluşlarda “Acil Kurtarma Ekipleri” oluşturulup eğitilmeli ve gerçek senaryolara göre tatbikatlar yapılmalıdır.

*Her sokak, site ya da apartman sakinleri deprem öncesinde içerisinde jeneratör, beton kırma, demir kesme, kaynak, kriko gibi alet ve makinelerin bulunduğu kulübeleri açık alanlara inşa etmeli, periyodik kontrollerini yapılarak aletleri çalışır durumda tutmalıdır. Ayrıca önceden yer altı içme suyu deposu da inşa edilmelidirler.

*Bina ve çevresine ait yönlendirici ve bilgi veren krokiler yerleştirilmelidir.

*Deprem bölgeleri için ayrıntılı veri tabanları (Bina sayısı, nüfus, jeoloji, jeomorfoloji, yol, şehir, nüfus haritaları vb.) oluşturulmalıdır.

*Her birey için, acil durumlarda ihtiyaç duyabileceği malzemelerin bulunduğu KİŞİSEL ACİL DURUM ÇANTASI hazırlanıp, kolayca ulaşılabilecek yakın bir yerde her an hazır bir şekilde bulundurulmalıdır.

 

 

KİŞİSEL ACİL DURUM ÇANTASINDA  bulunması gereken malzemeler:

·       Taşınabilir pilli radyo ve yedek pilleri

·       El feneri ve yedek pilleri

·       Düdük

·       İlk yardım çantası ve kitapçığı

·       Sürekli kullanılan özel  ilaç

·       Yiyecek (Bisküvi, konserve, kurutulmuş meyve, meyve suları...)

·       Şişe su

·       Mendil

·       Tuvalet kağıdı, temizlik malzemeleri

·       Telefon kartı ve jetonu

·       Bozukluk para

·       Battaniye

·       Eldiven, giyecek (iç çamaşırı, çorap, hırka ya da kazak), ayakkabı

Not: Yiyecek ve sular belli aralıklarla yenileri ile değiştirilmelidir. Varsa, cep telefonlarının şarjlı olarak yakında bulundurulmasına özen gösterilmelidir.

 

DEPREM SONRASI buluşma planı hazırlanmalıdır.

       Deprem olduğu zaman aile bireyleri farklı yerlerde olabilirler ya da deprem kargaşası sonrasında birbirlerinden ayrılabilirler. Böyle bir olasılığa karşı, depremden sonra buluşmak için önceden bir-iki yer belirlenmelidir.

            Bu yerler tüm aile bireylerinin bildiği yakın çevreler olmalıdır.

 

 

            Belirlenen bu yerler depremden zarar görmüş olabilir. Bu sebeple oturulan şehirden en az 100 km. uzakta yaşayan bir akraba veya arkadaş “Haberleşme Aracı” olarak seçilmelidir.

Şehirler arası;

 

 

            Tüm aile bireyleri, “Olası Buluşma Noktaları” adresleri ile “Haberleşme Aracı” olarak seçilen kişinin isim, telefon numarası ve adresini küçük kartlar üzerine not ederek cüzdanlarında, çantasında veya yanlarında taşımalıdırlar.

            Depremden sonra aile bireyleri “Olası Buluşma Noktaları” ında buluşamazlarsa, “Haberleşme Aracı” olarak seçilen kişiyi arayarak, bulundukları yeri bildirmelidirler.

 

 

Acil telefon numaraları not edilmelidir.    

            Acil durumlarda yardım istemek için, önemli telefon numaraları ile aile için önemli telefon numaraları yazılarak, telefon rehberinin iç kapağında ya da telefonun üzerinde bulundurulmalıdır.

 

 

                    

Aileye dair önemli belgeler ile bilgiler yazılarak saklanmalıdır.

 

       Bir deprem sırasında, aileler için yaşamsal önem taşıyan bir takım belgeleri kaybetmemek için önlem alınmalıdır.

·         Senetler, vasiyetnameler, vergi kayıtları, doğum belgeleri , nüfus kayıtları, pasaport, kredi kartı ile ilgili bilgiler ve diğer yaşamsal önem taşıyan belgeler evde küçük bir kasada veya bankadaki emanet bir kasada ya da ateşten etkilenmeyecek bir yerde saklanmalıdır.

·         Bu belgelerin arasına “önemli aile bilgileri” de 2 nüsha yazılarak bir nüshası ev dışında emniyetli bir yerde olmak üzere saklanmalıdır.

 

 

 

Ev içinde güvenliği sağlamak için “Deprem Güvenlik Planı” yapılmalıdır.

 

*Birinci derece deprem bölgesinde bulunan her evde ve işyerinde “Deprem Güvenlik Planı” oluşturulmalıdır. Ev, okul ve işyerlerinin bütün odalarında en güvenli ve hayat üçgeni oluşturulabilecek yerler önceden belirlenmelidir. Bu yerler arasında: Sağlam bir masa, sıra, içi kitap ya da çamaşır dolu sandık, dolgun ve hacimli koltuk, kanepe, çekyat, para kasası, kalorifer petekleri, mutfak tüpü, döküm küvet, fırın, çamaşır-bulaşık makinelerin yanı olabilir.

Genel ve deprem güvenliği olan sağlam binalarda; bilhassa küçük hacimli odalarda iki duvarın birleştiği köşe, kolon-kiriş altları, kapı eşikleri sığınılacak yerler olabilir. Bu tür binalarda tavandan duvarlardan ve yüksek yerlerden düşecek eşyalara karşı korunmak amacıyla masa, sıra vb. altına girilebilir.

* Deprem anında panik yaşanabilir. İnsanlar doğru düşünemeyebilirler. Böyle bir durumda önceden nerelere saklanılabileceği belirlenmeli, aile bireylerine, öğrencilere ve işyerlerinde çalışan personele belirtilmeli ve zaman zaman tatbikatlar yapılmalıdır.

Ev ve işyeri içlerindeki güvenli alanların belirlenmesiyle, insanlar, kendisini olası bir ölümden veya yaralanmadan kurtarabilir.

*Evde ve işyerinde hasar görebilecek ve/veya verebilecek eşyalar belirlenmeli, dar çıkış yollarında, deprem sırasında düşerek çıkışı engelleyecek mobilyalar, dolaplar, sehpalar ve benzeri eşyalar varsa, bunlar çıkış yollarından kaldırılmalı ya da deprem anında düşmeyecek şekilde duvara veya bulundukları yere sabitlenmelidir.

*Ev ve işyerlerinde deprem öncesi güvenliği sağlamak için; “Deprem Güvenlik Planı” yapılmalı ve “Deprem Güvenlik Planı Formu” doldurulmalı ve aile bireyleri bilgilendirilmelidir.

Deprem Güvenlik Planıyla, deprem anında panik yaşama ve doğru düşünememe olayları az da olsa ortadan kaldırılır ve böyle bir durumda, aile fertleri nasıl davranmaları gerektiğini ve nerelerde saklanacaklarını bilirler.

 

 

 

6- Asılı duran eşyalar, özellikle pencerelere yakın bulunan veya asılı duran lambalar, avizeler belirlenmelidir.

·         Asılı duran tüm eşyaların yeri dikkatlice kontrol edilmelidir. Deprem sırasındaki sarsıntıda pencerelere çarpacak kadar yakınsa, onların yeri değiştirilmelidir.

·         Tavana asılı olan saksılar var ise ve ucu açık bir kancaya takılmış ise, saksının kancadan kurtulup düşmemesi için kancanın diğer ucundan tavana girmesi sağlanmalıdır ya da kancanın ucu açık kalmayacak şekilde tel bağlanmalıdır.

 

 

7- Yatakların ya da koltukların üzerlerinde duran ayna ya da ağır çerçeveli resimler belirlenmelidir.

·         Ağır çerçevesi olan tüm tablolar ve aynalar yataklardan, koltuklardan ve sandalyelerden uzak bir yere asılmalıdır.

·         Bu tür eşyalar alt ve üst kısımlarına vidalar yerleştirilerek ya da bir telle bağlanarak birkaç noktadan sabitleştirilmelidir.

 

8- Şiddetli bir sarsıntıda, kapaklarını sağlam bir biçimde tutmayacak, mutfak, banyo ve çalışma odalarındaki kilit dilleri belirlenmelidir.

·         Bunlar süngülerle sağlamlaştırılmalıdır.

 

9- Yüksek ya da tehlikeli yerlerde duran ve kırılabilecek kapların içinde bulunan zehirli maddeler     ya da parlayıcı-patlayıcı özelliği olan  sıvılar belirlenmelidir.

·         Bu maddeler daha alçak yerlere konulmalı, sağlam ve devrilse bile açılmayacak kaplarda muhafaza edilmelidir. Üzerleri dikkat çekecek şekilde etiketlenmelidir.

·         Bunlar su ve yiyecek depolarından, çocukların ve hayvanların ulaşabileceği yerlerden uzak tutulmalıdır.

 

10- Evde ve iş yerinde duvarlar ile elektrik, su, gaz tesisatları kontrol edilmelidir. Gerekiyorsa tamirat ve tadilat yapılmalıdır.

 

Gerekli olan malzemeler depolanmalıdır.

 

            Depremden sonra yardım ekipleri, Kızılay görevlileri, gönüllü kişiler ve kuruluş temsilcileri depremzedelere en kısa zamanda ulaşacak, çadır,yiyecek,giyecek gibi ihtiyaçları karşılayacaktır. Ancak yine de acil ve olağanüstü durumlar  için her evde uygun ve kolayca ulaşabilecek  bir yerde, içinde acil durumlarda ihtiyaç duyulacak malzemelerin bulunduğu , ufak bir depo hazırlanmalıdır.

 

            Deprem için gerekli ihtiyaç maddelerinin hazırlanmasıyla, olası bir depremden sonra kişi, kendisinin en az 72 saat yardımsız biçimde hayatta kalmasını sağlayabilir.          

 

 

 

 



 

KADIN HAKLARI KRONOLOJİSİ

 

Başbakanlık Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü verilerine göre kadın haklarının Türkiye'de gelişimi aşağıdaki kronolojiyi takip etmiştir.

1843:Tıbbiye Mektebi bünyesinde kadınlar ebelik eğitimi almaya başladı.
1847: Kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanıyan İrade-i Seniye yayımlandı.
1856: Köle ve cariye alınıp satılması yasaklandı.
1858: Arazi Kanunnamesinde mirasın kız ve erkekler arasında eşit olarak paylaştırılacağı hükmü yer aldı. Böylece kadınlar ilk kez miras yoluyla mülkiyet hakkını kazandı.
1858: Kız Rüştiyeleri açıldı.
1869: Kadınlar için ilk sürekli yayın olarak nitelenen (haftalık) Terakki Muhadderat dergisi yayımlandı.
1869: Kızların eğitimine ilk kez yasal zorunluluk getiren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayımlandı.
1870: Kız öğretmen okulu Dar-ül Muallimat açıldı.
1871: Mecelle'nin (Osmanlı Medeni Kanunu) uygulanması için çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile; evlilik sözleşmesinin resmi memur önünde yapılması, evlenme yaşının erkeklerde 18, kadınlarda 17 olması, zorla evlendirmelerin geçersiz sayılması düzenlendi.
1876: Kanun-i Esasi (ilk Anayasa) kabul edilerek temel haklar düzenlendi. Kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale getirildi.
1897: Kadınlar ücretli işçi olarak çalışmaya başladı.
1913: Kadınlar ilk kez devlet memuru olarak çalışmaya başladı.
1914: Kadınlar tüccarlık ve esnaflığa başladı.
1914: İnas Darülfünunu adı altında kızlar için bir yüksek öğretim kurumu açıldı.
1921: Darülfünun'da karma öğretime geçildi.
29 Ekim 1923: Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformlar hızlandı.
3 Mart 1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği) çıkarıldı. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başladı.
17 Şubat 1926: Türk Medeni Kanunu'nu kabul edildi. Kanun ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı. 4 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kanun 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.
1930: Belediye yasası çıkarıldı. Yasa ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.
1930: Kadın ve çocukların korunmasına ilişkin ilk düzenleme Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile yapıldı.
1930: Doğum izni düzenlendi.
10 Haziran 1933: Kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu.
26 Ekim 1933: Köy Kanunu'nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.
5 Aralık 1934: Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye bu hakkı kadınlara tanıyan ilk Avrupa ülkesi oldu. Türk kadını bu yeni haklarını hemen kullandı. (bkz: İlk Kadınlar)
8 Haziran 1936: İş Kanunu yürürlüğe girdi. Kadınların çalışma hayatına düzenleme getirildi.
1937: Kadınların yeraltında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması 1935 tarihli 45 sayılı ILO sözleşmesi ile yasaklandı.
1945: Analık sigortası (doğum yardımı) 4772 sayılı yasa ile düzenlendi.
1949: Yaşlılık sigortasının kadın ve erkekler için eşit esaslara göre düzenlenmesi 5417 sayılı yasa ile sağlandı.
1952: Sağlık Bakanlığı bünyesinde ana çocuk sağlığı hizmetleri verilmeye başladı.
1965: Gebeliği önleyici araçların satış ve dağıtımının serbest bırakılmasını ve tıbbi zorunluluk halinde kürtaj hakkı tanınmasını düzenleyen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarıldı.
22 Aralık 1966: Eşit değerde iş için kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan 1951 tarihli 100 sayılı ILO sözleşmesi onaylandı.
27 Mayıs 1983: 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesi ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin verilmesi Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle sağlandı. Kürtaj için evli kadınlara kocadan izin alma koşulu getirildi.
1985: Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) imzaladı ve sözleşme ertesi yıl yürürlüğe girdi.
1985: 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda kadınlar konusu ilk kez ayrı bir başlık olarak yer aldı ve bu konuda politikalar belirlendi.
1987: Kadınlar konusuna odaklanmış ilk resmi kurum olan Devlet Planlama Teşkilatı Kadına Yönelik Politikalar Danışma Kurulu kuruldu.
1989: İstanbul Üniversitesi'nde ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. Bugün üniversiteler bünyesinde kurulan bu merkezlerin sayısı yurt çapında 13'e ulaştı.
24 Ocak 1989: İçişleri Bakanlığı kaymakamlık sınavlarına kadınların da alınacağını açıkladı.
29 Kasım 1990: Kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun'un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildi. İptal kararı 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı.
1990: Mağdurun hayat kadını olması halinde tecavüz cezasının indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu 438. maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürürlükten kaldırıldı.
14 Nisan 1990: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, ilk kadın kütüphanesi ve bilgi merkezini açtı.
1990: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere ilk Kadın Konukevleri açılmaya başlandı. 2000 yılı itibariyle bu sayı yediye yükselirken kapasiteleri 170'e ulaştı.
1990: 422 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kadının Statüsü ve Sorunları Başkanlığı kuruldu. 25 Ekim 1990 tarihinde kadın sorunları konusunda ulusal çapta bir mekanizma olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü (KSSGM) 3670 sayılı kanunla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olarak kuruldu ve 24 Haziran 1991 tarihinde de Başbakanlığa bağlandı.
Eylül 1990: Yerel yönetimler kadın konusunda özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başladı. Türkiye'deki ilk kadın sığınma evi Bakırköy Belediyesi tarafından açıldı.
20 Şubat 1992: Birleşmiş Milletler Uluslararası Kadının İlerlemesi İçin Araştırma ve Eğitim Merkezinin (INSTRAW) toplantısında, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Türkiye'de kadın konusunda irtibat noktası olarak kabul edildi ve BM ile işbirliği içinde program ve projeler uygulanmaya başlandı.
1992: Cinsiyete dayalı veri tabanı oluşturulması amacıyla Devlet İstatistik Enstitüsü'nde Toplumsal Yapı ve Kadın İstatistikleri Şubesi kuruldu.
1993: İstanbul Üniversitesi'nde ilk Kadın Araştırmaları Ana Bilim Dalı açıldı ve yüksek lisans programı vermeye başladı. Bugün Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı açarak Yüksek Lisans Programı veren üniversite sayısı dörde ulaştı.
1993: Kadın Dayanışma Vakfı, Altındağ Belediyesinin desteğiyle kadın danışma merkezi ve kadın sığınma evini açtı.
1993: Halk Bankası'nca kadınları girişimciliğe özendirmek amacıyla kadınlara özel, düşük faizli kredi uygulaması başlatıldı.
1994: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik danışmanlık, girişimcilik ve el emeğinin değerlendirilmesi konularında hizmet vermek amacıyla Bilgi Başvuru Bankası (3B) kuruldu.
5 Nisan 1994: Dünya Bankası ile kadın konulu projeler yürütülmeye başlandı. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nde bir Dokümantasyon Merkezi kuruldu.
1994 Türkiye Kahire'de yapılan Birleşmiş Milletler Nüfus ve Kalkınma Konferansına katıldı. Konferans'da kadının statüsü ve sağlık ilişkisini vurgulayan "üreme sağlığı" kavramı üzerinde özellikle duruldu ve kadın sağlığında "bütüncül" bir yaklaşım benimsendi. Bu yaklaşım doğrultusunda Sağlık Bakanlığı koordinatörlüğünde ilgili kesimlerden sağlanan katılımla "Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması Ulusal Eylem Planı" hazırlandı. 1998 yılında kamuoyuna sunulan Eylem Planı 6 ana çalışma grubu tarafından oluşturuldu. Kadının Statüsü grubunun koordinasyonunu Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü üstlendi.
1995: Kurulduğundan bu yana, açtığı kadın danışma merkezi ile şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık hizmeti veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, ilk kadın sığınağını açtı.
Kasım 1995: Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından bölgedeki kadınların durumunun iyileştirilmesi ve kalkınma sürecine entegre edilmesi amacıyla planlanan Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin (ÇATOM) ilki Urfa'da açıldı. 2000 yılı itibariyle bölgedeki sayısı 21'e ulaştı.
29 Haziran 1996: Anayasa Mahkemesi Türk Ceza Kanunu'nun erkeğin zinasını suç olarak düzenleyen 441. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. 27 Aralık 1996 tarih ve 228600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan kararda verilen bir yıllık süre içinde yasal düzenleme yapılmaması nedeniyle erkeğin zinası 27.12.1997 tarihinden itibaren suç olmaktan çıktı.
1996: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde "Kırsal Kalkınmada Kadın Daire Başkanlığı" kuruldu.
1997: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda 13 il valiliği bünyesinde "Kadının Statüsü Birimleri" kuruldu.
22 Mayıs 1997: Kadının evlendikten sonra kocasının soyadını almakla birlikte, kendi soyadını da kullanabilmesi Medeni Kanun'un 153. maddesinde yapılan değişiklikle sağlandı.
19 Kasım 1997: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün önerisi üzerine İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında medeni hal kısmında "evli/ bekar/ dul/ boşanmış" gibi ifadelerin yerine sadece "evli" veya "bekar" ifadelerinin kullanılmasını düzenleyen genelge yayımlandı.
18 Ağustos 1997: Zorunlu temel eğitimi beş yıldan sekiz yıla çıkaran 4306 sayılı kanun yürürlüğe girdi.
13 Kasım 1997: Türkiye Cumhuriyeti, amacı uzman bakanların çalışma alanları ile ilgili konularda Avrupa Konseyi faaliyetlerine etkin bir şekilde katılmalarını teşvik etmek olan Kadın-Erkek Eşitliğinden Sorumlu Avrupa Bakanlar Konferansı'nın dördüncüsüne ev sahipliği yaptı.
23 Haziran 1998: Anayasa Mahkemesi kadının zinasını suç olarak düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 440. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. Gerekçeli karar 13 Mart 1999 tarih ve 23638 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
17 Şubat 1998: Yeni Türk Medeni Kanunu Tasarısı Adalet Bakanlığı ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün ortaklaşa yaptığı bir toplantı ile kamuoyunun bilgisine sunuldu.
21 Ekim 1998: Adalet Bakanlığı, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, ve kadın kuruluşlarının oluşturduğu gündem sonucunda bekaret kontrolünün, ancak takibi şikayete bağlı suçlarda, mağdurun rızası alınarak, ırza geçme gibi re'sen takip edilen suçlarda ancak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısının yazılı izni ile yapılabileceğini düzenleyen bir genelge yayınladı.
1998: İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında yapılan düzenlemeye paralel olarak Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce verilen dul ve yetim tanıtım kartlarındaki "Emekliye Yakınlığı" bölümünde yer alan "dul kadın vb." ifadelerin yerine sadece "eşi, kızı, oğlu, annesi, babası" gibi ifadelerin kullanılması sağlandı.
17 Ocak 1998: Aile içi şiddete uğrayan kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını düzenleyen 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlüğe girdi.
1998: Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan bir değişiklikle aile reisinin beyanname vermesi esası kaldırılarak kadınların kocalarından ayrı olarak beyanname vermesi sağlandı.
1998 Kadınlara yönelik danışma merkezleri çalışmaları başta Ankara ve İstanbul olmak üzere Barolar tarafından da başlatıldı. Barolar bünyesindeki Kadın Hakları/Hukuku Komisyonları arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla "Türkiye Barolar Birliği Kadın Hakları Komisyonları Ağı (TÜBAKKOM)" kuruldu. Giderek artan komisyonların sayısı 2001 yılı itibariyle kırk civarına vardı.
Eylül 1999: Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi'ni onaylarken koyduğu aile hukukunu ilgilendiren 15 ve 16. maddelerine ilişkin çekinceleri kaldırdı.
1999: Kadın erkek eşitliği açısından önemli değişiklikler içeren Medeni Kanun Tasarısı hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.
8 Eylül 2000: Ek İhtiyari Protokol Türkiye tarafından imzalandı. Onay aşaması için Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alındı. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Ek İhtiyari Protokol ile Sözleşmenin taraf devletler tarafından ihlali durumunda kişilere ve kişilerden oluşan gruplara başvuru hakkı tanınmakta ayrıca uygulamaları denetlemek üzere Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine yapılacak şikayetleri kabul etme ve inceleme yetkisi tanınmaktadır.
24 Kasım 2000: Ülkemizde giderek artmakta olan töre cinayetlerine karşı kamuoyu oluşturmak üzere "25 Kasım Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Günü" nedeniyle Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Şanlıurfa Valiliği işbirliği ile "Kadına Yönelik Şiddet" konulu bir panel düzenlendi. Panel resmi düzeyde töre cinayetlerine karşı duruşun zeminini oluşturdu.
17 Şubat 2001: Türk Medeni Kanunu'nun yıldönümü nedeniyle TBMM Adalet Komisyonunda görüşülmekte olan Medeni Kanun Tasarısının eşitlikçi özünün korunarak yasalaşması için Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve kadın kuruluşları tarafından kamuoyu oluşturma faaliyetlerinde bulunuldu. Kadın dernekleri ve diğer sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla "Medeni Yasa Tasarısı İçin Hep Birlikte" yürüyüşü gerçekleştirildi.
21 Haziran 2001: TBMM Adalet Komisyonunca kabul edilen Türk Medeni Kanunu Tasarısı Genel Kurula sevk edildi.
22 Kasım 2001: Yeni Türk Medeni Kanununun TBMM tarafından kabul edildi.
1 Ocak 2002: Yeni Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdi.
30 Temmuz 2002: CEDAW Ek İhtiyari Protokolünün onaylanması

KADIN HAKLARI

Kadını anlatmak çok güzeldir

Ağaçta açan çiçeğe benzer

Daha da yakından tanırsan eğer

Isıtan,parlayan güneşe benzer

Nazlı nazlı esen rüzgara benzer

 

Hep aynıdır okumuşuda okumamışıda

Ayakta durmak için mücadele verir

Kaderine her ne kadar boyun eğsede dimdiktir

Lüle lüle saçları ya uzun ya kesiktir

Ağlarsa da dışarıda güler ama yüreği eziktir

Rüyasıda hep Atatürk’ün ilkesindir

Işık saçan gözleri şefkatle yüreği doludur....

 

BU ŞİİRİ BANA YAZDIĞI İÇİN

ANNEME TEŞEKKÜR EDERİM....